yaklaşık 10 saat sonra istanbül’da olacağım. birkaç gün gezip tozup, sarhoş olacağız bizim tayfayla. aradan metallica’yı da çıkartacağız. hatta belki de yeni bir hayata başlamak için bursa’ya eşyalarımı toplamaya döneceğim.
hayal kurmak güzeldir
1. seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için
seviyorum.
2. hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara lâyık olan kişi ise seni ağlatmaz.
3. sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.
4. gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.
5. birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiçbir
zaman ulaşamayacağını bilmektir.
6. hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.
7. tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.
8. zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.
9. belki de tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.
10. “bitti” diye üzülme, “yaşandı” diye sevin.
11. her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.
12. birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.
13. kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.
“yaşanan her şeyin bir sebebi vardir” ….
GABRIEL GARCIA MARQUEZ
İlk iki oyuna yetişemedim ama telafi ederiz elbet. Fallout 3 çıktı çıkacak. Normalde böyle bir yazı yazmazdım ama oyunun ilk trailerını izleyince dayanamadım. Keyfim kaçıkken izlesem ağlayabilirdim.
Madem iki yazıdır oyunlardan gidiyoruz, biraz oyunlarla ilişkimden bahsedeyim. 10 yılı aşkın süredir bilgisayar kullanıyorum. Pek çok oyun oynadım ama otomobillerle alakalıları haricinde hiçbir oyunu bitiremedim şimdiye kadar. Diablo 2′yi seslerden tırstığım için yarıda bırakmıştım mesela. Bu yaz yarıda bıraktığım ya da hiç el atmadığım efsane oyunları bitirmeye karar verdim. Berkem’in de gazıyla, Diablo 1′den başladık. Starcraft 2 çıkana kadar ilk oyunu da hatmetme niyetindeyim.
…kola ve ruffles stoğu yaptım, o kılıcı dötüne sokmaya geliyorum.
Son 1 haftadır, çocukluk ve şimdiki hedeflerimle(aslında hayallerim) hatta hayatla yüzleşiyorum. İlkokulda etüde giderdim(o zamanlar etüd diyorlardı nedense, doğru yazdığımdan bile emin değilim), beni Tarık Tarcan‘a benzeten bir İngilizce öğretmenimiz vardı. Neden benzettiğini anlamadım hiçbir zaman. Neyse, konumuz bu değil zaten. 5. sınıfın sonu yaklaştıkça azalan dersler nedeniyle boş boş oturuyor, ortaokulun nasıl olacağı hakkında konuşuyorduk. Sanki ortaokula başlayacak olmanın ağırlığı yetmiyormuş gibieh, o zamanlar hayatımızdaki en büyük sıçramaydı bu) yapmak istediğimiz şeyleri yazmamı istemişti öğretmenimiz.
Yazının devamını okumak için tıklayın »
Birkaç hafta önce ayıcığımla alenayı caddebostana gezdirmeye çıkarttığımızda farkettim. Aslında zaten farkındaydım ama sanırım görmek istemiyordum.
Kızımı gezmeye çıkattığımız sıradan bir akşamdı. Caddebostan Fenerbahçe arasında yürüdük, alena başka köpeklerle oynadı eğlendi sonra öylesine yürüyüşe vede sohbete devam ederken herzaman oturduğumuz köşeye geldik. Ayıcık bir tarafa ben bir tarafa kuruldum kızımda aramızda koşturuyordu. Birer bira açtık, Caddebostana ayıcığımla gelipte bira içmemek olmazdı. Geçmişimize hakaretti
Her iki tarafımızda da arkadaş gurupları bulunuyordu. Sol tarafımızdakiler biraz daha kalabalıktı. Bir taraftan gitar çalıyorlar bir taraftan hüzünlü hüzünlü şarkılar söylüyorlardı biralarını yudumlarken. Guruptaki herkesin yüzü asıktı. Sağ tarafımdaki insanlara baktım tek farkları yanlarında gitar olmamasıydı belkide, yine aynı asık suratlar. Bir an yürüyüş yoluna kafamı çevirdim benzer yüz ifadesiyle insanlar bu kezde yürüyüş eylemindeydiler…
Emrah’a dönüp “insanlar ne kadar mutsuz, farkındamısın?” diye sordum. İç geçirerek “çok” dedi. Herkesin bir sorunu vardı sanki. Belki sağlık, belki aile, belki maddi belkide aşk sorunları. İnsanlar üzülmek için birbiriyle yarış halindeydi sanki. Daha sonra başka yerlerde de dikkat ettim aynı yarış farklı insanlar arasında da olsa devam ediyordu. Aklımdan sadece “Çok mu gerekli acaba” sorusu geçti. Herkes hayatında inişler ve çıkışlar yaşar ancak son zamanlarda dikkat ettiğim fazla mutsuz bir insan topluluğu haline dönüştük ülkece. Bazen bunun yanlızca bardağın dolu yada boş tarafına bakmakla ilgili olduğunu düşünüyorum. İnsan gerçekten istedikten sonra neden mutlu olmasın? Yada ufak bir tebessüm etmesin? Bunun için herşeyin kusursuz işlemesi mi gerekiyor hayatında? Yada böyle bir hayat gerçekten varmı?
Sanırım mutsuzluğumuzun temeli insanlığın özünde olan doyumsuzluktan geliyor…”Az ile yetinmek” derler ya, azdanda fazla olsa elimizde biz neden daha fazla değil diye düşünüyoruz sanırım sonundada somurtkan bir hayatta asık suratlı bireyler olarak yaşıyoruz. Mutluluk için çaba harcamamız bile gerekmezken sadece başka bir tarafa kafamızı çevirmemiz yetecekken biz mutsuzluğu seçiyoruz gereksiz bir biçimde. Doyum noktamızı ayarlayamıyoruz. Hep daha fazla beklenti içerisinde yaşıyoruz, daha fazla başarı, daha yüksek ortalama, daha yüksek maaş yada daha geniş çevre vs… Doyum noktamızın sınırını hep bulunduğumuz noktanın üstünde yerlere yükseltiyoruz mutsuzluğu istercesine.
Hayatın toz pembe olmadığını hepimiz biliyoruz, inişler çıkışlar bu mücadelenin içinde hep vardı ve hep olacak ama bu gri yaşamı biraz pembeyle karıştırmakta bizim elimizde. Gerçekten güzel bir karışım elde edebiliriz ufacık bir bakış açısı genişlemesiyle. En kötüsünü düşünürsek ne kaybederiz ki? Mutsuzluğumuz yanı başımızda duruyor olacak…
Kısık gözlerden takip yaşadığım hayatımı biraz renklendirmeye çaba gösteriyorum bir kaç zamandır. Çevreye yayılan pozitif enerji ve en önemlisi kendimiz için hayatta “NEFES ALMA İSTEĞİ”… Ufacık bir kafa çevirmeyle daha olumluya giden Pollanna’dan farklı ama en azından yaşamda tebessüm için bahaneler yaratabileceğimiz bir yaşam. Neden olmasın diyorum.
Ben ilk adımlarımı attım ve denemenin bir zararını görmedim açıkcası. Kimbilir belkide hayatta bazı şeyleri düzeltmenin anahtarı pozitif düşünceden geçiyordur, neden denemeyelim =))
Kısık gözlerde geçen hayatı biraz renklendirme zamanı. İhtiyacım var diyen bir boya ve fırça alıp gelsin yanıma. Hayat tuvalimiz üzerinde çalışmalara başlamanın zamanı çoktan geldi, işe toz pembe bir tebessüm çizerek başlıycaz ^_^
Hayat.. kimileri için.. bazen.. fazlasıyla.. -kısaltılmıştır-