Herkese selamlar ^_^ kafamda uzun süredir yazmak istediğim çok şey vardı ama üşengeçlikten bir türlü fırsat bulamadım =)) şimdi nereden başlıyacağımı vede yazının nereye gideceğini hiç bilmeden karalıyorum =))
Ergenlik yıllarımda tanıştığım ilk sevgilimdir. Ve de en sadığı… Ne başka bir orta beyinle aldattı beni ne de bir kere olsun sırtını dönüp “Ben buralarda tutunamıyorum artık , senin orta beyninde ben mutlu değilim
” deyip çekip gitti. Bense ilk başlarda onun kadar sadık olamadım ona, hemen parasetamollerin kollarına atıp onlarda derman bulmaya çalıştım. Ama ne fayda, onun aşkının büyüklüğünü göremeyip aciz analjeziklerden medet ummam hep “Eden bulur” hesabı onun acı intikamı ile son buldu, beni aşkını kabul etmeye zorlama tekniği katlana katlana beynimde yankılandı. (ZzZonkk efekti deterjanların üzerine yapıştırılan promosyon Cif hesabı yanında verdiğimiz hediyemizdir.)
Üniversite yıllarımın başında artık ilişkimize kimsenin girmesini istemediğini iyice idrak etmiştim ve aşkımızı herkeslerden uzak karanlığa bürüdüğüm odamın sert yataklarında yaşamaya başlamıştım. Ama her zaman sadık bir sevgili olmakla övünen ben, bu acı veren ilişki de arada da olsa enjeksiyonlar ile aldatmıştım sevgilimi … İntikamı hep çok acı olmuştur ama.
Ama çok uzun zamandır haber alamıyorum artık ondan, en son ki görüşmemizi bile hatırlayamaz oldum… Ne zamandı ki, açlıkla boğuşan midemin guruldamalarında mı , bir sigara dumanının grisinde mi yoksa şen kahkahalar attığım arkadaş sohbetlerinde mi olmuştu son buluşmamız? Nereye gittin sevgili Migren’ im, tam da Nietzsche’ yle sevgilisi migreni kıskanırken, tamam işte bizim de onlar gibi olmalı ilişkimiz, Nietzsche’ nin doğum sancıları gibi benim de doğum sancılarım olmalı sevgilim beynimde derken… Biliyorum bir zamanlar gelmeni hiç istemezdim, kapıyı çaldığında hangi analjezik kıyafetlerimi giymeliyim hangisi bana daha çok yakışır diye telaşlanır en sonunda hiçbirini giyemez çırılçıplak uzanırdım yatağıma… Özledim gel, eksiğim sensiz tamamlanamıyorum …
başlıkta kullandığım ibareyi umarım bir gün bruce dickinson’da duyarız ama şimdilik ben kullanıyorum
ee, daha önce burada olasılığından buradaysa olurundan bahsettiğim istanbul maceramın ilk ayını 24 ağustos itibariyle dolduruyorum.
tabii her şey çok ani gelişince, pek çok sorun çıkması da kaçınılmazdı. şimdi düşünüyorum da arkadaşlarım sayesinde harika bir geçiş dönemi geçirdim – ki bu konuya da ayrıca değinip, özel olarak yalayacağım hepsini.
istanbul’a taşınmak istememin en önemli sebeplerinden ikisi kariyer olanakları ve en yakın arkadaşlarımın burada yaşamasıydı. ama birkaç günlük “turistik” gezilerden sıyrılıp, gündelik hayatına atılınca doğru bildiğim pek çok şeyin aslında o kadar da doğru olmadığını, “asla yapmam!” dediğim şeyleriyse şartlar değişince yapmak zorunda kalabileceğimi farkettim. ilk okuyuşta çok önemli bir şeymiş gibi görünmeyebilir ama beni tanıyanlar bilir; sağı solu belli olmayan, inaçı biri için travmatik değişiklikler bunlar
her neyse, bu saatte saçmalama sınırlarında dolaştığımdan bu bölümü kısa kesiyorum
yaklaşık 3 haftalık arayıştan ve tuna’nın başını ağrıttıktan sonra perşembe günü kaporamı verip ilk evimi beylikdüzü’nde tutmuş bulunuyorum
tuna’da komşum oluyor bu arada
açılışa hepinizi bekliyorum efenim
kişisel bu kadar yazıdan sonra, dembudemdir ahalisini ilgilendirecek bir paragrafla bitirelim
siteyi açarken şu an içinde bulunduğumuz platformun geçici olduğundan bahsetmiştim. işte o geçici dönemin nihayet sonuna geliyoruz. zannediyorum ki eylül ayı bitmeden yeni arayüzü ve altyapısıyla öz dembudemdir’i yayına alacağız. hatta galanın ev sahibi de benim
Gittim ama nasıl gittim
Sokak köpekleri gibiydim
Senin bunu anlaman zor
Ah canım ne kadar da iyiydin
Sadakatsiz sevda olmaz be güzelim
Müptelası olmuşuz biz bu düzenin
Boş yere ah edipte günaha girme
Ben kendimi memnuniyetle üzerim
Çoktan bozuldu temiz kalpler alemde
Bildiklerin yanıltıyor seni (yine) yavrum
İncitildi, kırıldı, aldatıldı aşk
Bu yüzdendir matemi (isyanı) ayrılanların
Sanma içim sızlamadı
Sanma yüzüm kızarmadı
Pişmanım, perişanım
Derler ya, ciğerim yandı
Levent Yüksel
“İnsan ölünce tüm eşyalarıyla ölmeli” dedi Farmina Daza ;
Sürekli bir olasılık olmayan, aksine anlık bir gerçeklik olan ölüm geldiğinde,evet, göç edenin o tüm cansız eşyaları da, kokusu sinmiş pijamaları da ölmeli ivedilikle…
Ölüm sonsuzlukla evliliğimizdir demiş Mevlana, girmeli gerdeğe bitmeyen o an ile tüm o cansız eşyalar da …
eskiden milleti soyanlar siyasetçiler veya rüşvetçi memurlardı. şimdi emlak piyasası da soyguna başlamış. ya da hep öyleydi de ben başıma gelince farkına vardım.