mecbur kalmadıkça bauhaus’un yanından bile geçmeyin. topu topu 10 parça tahtadan oluşan kitaplığın fiyatı 139 ytl!
almansın dedik bağrımıza bastık ama oha lan!
pek duygusal biri değilimdir. en azından normal insanları duygulandıran şeylere pek tepki vermem ama liverpool, yavşak bolton’dan 3 yediğinde, mclarenlardan birine bir şey olduğunda ya da bilgisayarım bozulduğunda hüngür hüngür ağlayabilirim.
bursa’ya karşı olan hislerim hiç bir zaman pozitif olmadı. ayrılırken de göbek atarak ayrıldım, geride bıraktığım çok az şeye de gereken önemi vermedim, kısa bir süreye kadar da hiç pişman değildim. bursa ve içindekiler benim için bitmiş, yeni bir hayat başlamıştı.
zaman geçtikçe, pekte bitmediğini farkettim. nefretin yerini başka bir şey almaya başladı. ve sanırım ne olduğunu anladım: özlem.
“Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı. Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde; Deniyordu ki; “arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün” Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım.Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum…Ama ” kendi ölümümüzü ve cenazemizi ” düşünmemiz tavsiye ediliyordu…Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an.Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim…Diyordu ki; “bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terk ettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız.Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın…O andan geriye dönme şansınız olmadığını,hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün.Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin.Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın…Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz…Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi…Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini…Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin”
Can DÜNDAR
afiyetle yenen yemeklerin bulaşıkları “daha sonra yıkarım” zihniyetiyle sürekli ertelenir. 1,5 ay sonunda, bulaşığın yaydığı koku çalışma odasından duyulur hale gelince kollar sıvanır. iğrenç kokuya rağmen istifra etmeden görev tamamlanır, bulaşık makinesi almadan evde yemek yememeye yemin edilir.