geldim bakalım. e ne oldu berker geldim. hani ne yapıyoruz şimdi
) sözde gpl de yazışacaktık ama yalan oldunuz helal olsun
Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.
Nihayet, Tuna’nın her fırsatta öve öve bitiremediği Gabriel Garcia Marquez‘in ilk romanını(aslında roman demek için kısa, ama hikaye için de uzun) bitirdim: Kırmızı Pazartesi.
Gabriel amca, namus cinayetine(ki masum olduğunu öğrendiğinizde içiniz bir garip oluyor) kurban gideceği herkes tarafından bilinen Santiago Nasar‘ın, göz göregöre öldürülüşünü olabilecek en akıcı ve sürükleyici şekilde anlatmış. Ki romanın en başında sonunun böyle biteceğini bildiğinizi hatırlatırım
Cinayeti işleyen Vicario kardeşlerin, herkese Nasar’ı öldüreceklerini söylemesi, buna rağmen kimsenin onlara inanmaması ve haliyle onları engellemek için hiçbir şey yapmaması çok etkileyiciydi. Cinayeti bir nevi kasaba halkının vurdumduymazlığı işliyor.
Romanın vurucu bir diğer yanı da Gabriel amcanın gerçek bir cinayeti anlatıyor olması. Wiki’den dötümle çevirmediysem, gençken tanık olduğu gerçek bir cinayeti 30 yıl sonra romanlaştırmış.
Özellikle son bölümünde, bir an meydana atlayıp “kansız ipneler, bir şeyler yapsanız lan” deyip Nasar’ın kaçmasına yardım edesim gelmedi değil.
Ben öldürdüler, Wene Hala…
** Çok dağınık bir yazı oldu ama romanı okuduktan sonra hak vereceksiniz.
Eski izlediğim videolar şarkılar geliyor aklıma bu aralar. Bedenin yorgunluğundan hayal gücüde nasibini aldı sanırım. Belkide tatile çıktı, yoksa neden bu eski şarkılar geliyor açıklamak zor. Hoş, hatırladığım her anı başka çağrışımlarla çıkıyor karşıma…

Ve ben bir daha şarap içemedim ne zaman denesem şarap hep Behçet kokar bana
Yarın ayın onbirinci günü olacak. Aylardansa Nisan. Bunları bu kadar kısa yazmak bile midemdeki ergen ve azgın asit dalgalanmalarının iflağımı vicdan vasıtası gruplu hallerde becermesine yetiyor. 11 Nisan 2009, Pazar. Vay annesini demeliyim sanıyorum. Aylar olmuş. Bir yola çıkageleli çok uzun çok uzun zaman olmuş. Gelecek kaygılarını kimseye önermem demem işe yarayacak olsaydı keşke. Keşke bize isim ve soyisim veren insanlar bize “borçsuzluktan” büyük zenginlikler bırakabilselermişler. Bu daha satır alabilecek bir mevzu aslen ancak anonim bir sonraki zamana kalacak. Zira vaktiyle bol diye yediğim zamanlar şu anda türlü genital ızdıraplara sebep oluyor.
Varsa bu blogu okuyan bir 18 yaş altı, kendisine adam olmasını öğütlerim sadece. Zira durumuma dikiz ki (artık) kiloluyum, saçlarım dökülüyor, kamburum, ülser sahibiyim…yani bir tek emekli maaşım eksik.
attığım en mantıklı başlıklardan biri oldu sanırım bu. neyse, iki (üç lan üç) konuyu birleştireceğim bu yazıda. güzel olacak umarım. haftasonu yaşadığım sinir harbinin etkilerinden kurtuluyorum yavaş yavaş. orospu çocuğu trulli, yavşak italyan. Yazının devamını okumak için tıklayın »
Ne diyeyim dem çok uzun zaman oldu yazmayalı. Herkes bir yana dağılmamış neyseki. Sınavlar bir yandan evdeki inşaat bir yandan hava da keskin bir sıkıntı kokusu. Chuck Palahniuk un dediği gibi her şey bir otoportre her şey birbiri ile bağlantılı. Mesela birine aşık olmak koskocaman bir otoportre gerektirir. Geçmişte gördüğünüz binlerce yüz bu yüzlerden sevdiğiniz güzel noktalar. Gördüğünüz vücutlar arasından sizi en çekenler. Tanıdığınız onlarca insan, onlarda gördüğünüz onlarca karakteristik haraket ve bunların oluşturduğu bir portre. Sadece bunlar değil, ilk görüşte ışığın vurduğu yön bile bir aşkın otoportresinin içinde yer alıyor. Çok garip şeyler oluyor çok.
artan diş ağrılarım ve zaten sağlıksız olan beslenmemin üzerine tuz biber eklemesi nedeniyle kola tüketimimi önce azaltıp, sonra iyice azaltmaya(bırakmaya demedim evet) karar verdim.
pazartesi gününden itibaren tuna’yla sabahları 2km -1km ile başlayacakmışız- koşmaya başlayacağız.
hem Atatürk ne demiş:
“Ben geliştiricinin zeki, çevik ve McLaren taraftarı olanını severim.”

doğum günlerini çok severim. 3 sene önce doğum günü olayını kendi kendime halletmeye karar verip, ilk doğum günü hediyemi almıştım: Logitech Driving Force Pro. Ertesi yıl da Logitechh G25 hediye ettim kendime.

bu seneyi es geçmiştim ki megolamanlık yapıp kararımdan döndüm ve google sevgimi biraz daha somutlaştırıp mug ve tişört almaya karar verdim