12 temmuz ‘01..
kabakça..sabah 7
galiba benim burada erken uyanmamı engelleyen birşeyler var.Okulda genellikle günün ilk ışıklarıyla ayaklanırken,burada en son ne zaman bu saatte uyandım,hatırlayamıyorum bile.Hayatım boyunca böyle bir sıcak görmedim ve birşeyler yapmak istiyorsam erkenden çıkmam gerek.Akşam Vedat’la konuşup birşeyler söyledim,gittikten sonra bizimkileri birlikte dönmeye ikna etmekte güçlük çekmem sanırım.Staj raporumu hazırlamaya uğraşıyordum,erken bitireyim diyorum ama dün akşamdan sonra uzun bi süre görmek istemiyorum.yaz daha uzun,bir ara bakarım.
aşağı inip frenler ve lastikleri kontrol etmem gerek,çantayı hallettim,geçen gün limonata mataranın içinde kalıp, berbat etmiş,bir de su şişesi taşıyacağım sırtımda.Ruso Morbidelli ve taner’in benden istediği kasetleri aldım,unuttuğum birşey varsa da dönüşte kendileri alsınlar artık.özge haftasonu dönüyor sonunda,çok özledim:)
08.30..yola çıkıyorum,bizimkileri aradım.Yavaş yavaş gidersem bir saat kırk dakika sonra çatalca’dayım.
9 falan,her neyse..
allah kahretsin ya,lanet arka lastik inmeye başladı..Göktuğ’ların kum ocağının karşısında durdum..Pompa ile şişirdim,şu an iyi gözüküyor.Arka lastiğe yük bindirmeden ayakta gitmeye çalışacağım..hava güzel,bu saatten bastırmadı daha sıcaklar.
yolda walkman dinlemek harika bir fikir gibi gelmişti.değilmiş.belimde sallanıp duruyor ve arkadan korna öttüren vs..hiç bir şey duyamıyorum..dikkatimi de veremiyorum.düşmeden kapattım gitti.
..
ben değiştiriyorum yolumu..Subaşı’na geldim ve her zamanki gibi Gökçeali’ye değil,Kestanelik yönüne doğru dönüyorum..lastik iyi gözüküyor,sadece bir kez hava takviyesi gerekti,ki pek inmemişti bile.Yolu herhalde bir 25 kilometre uzatıyorum..böylece bir 2 saat daha uzayacak.Haber veremediğimden merak edecekler ama şarjım bitti,burada birisinden elektrik isteyecek durumum da yok..Bir yerde oturdum sandviç atıştırıyorum,kafam başka başka yerlerde,tek bir konu bulamıyorum odaklanacak.Bugün de dolaşalım bakalım biraz.
..
gelebildim bir şekilde,üç saatten fazla sürdü sanırım,hayli yoruldum,üstüne bacaklarım çok kötü yandı.Bütün gece Parasite Eve’yi bitirmişler bizimkiler.Yarın döneriz artık burada kalıp.daha fazla birşey karalamadan karadeniz pidelerine gömülüyorum:)
..
bugün dönelim diye tutturdular.Ve vedat’ta geleceğim dedi.onun için endişeleniyorum,birçok yerde kalp ritm düzensizliğinin ne kadar ciddi olabileceğini okumuştum.
“Sen geliyorsan ben gelmiyorum” dediysem de yanlış anlar diye üstelemedim,bir şekilde rahatsızlanırsa kendimi asla affetmem.
..
döndük..home sweet home.
yetmişbirnoktasekiz kilometre gösteriyor bisiklet.resmen mahvoldum.Vedat için telaşlanmayı bile unuttum yorgunluktan,maaşallahı vardı doğrusu onun da.şu an halimi anlatacak kelimeleri seçmem mümkün değil.bizimkilerden kırkbeş kilometre fazla pedal çevirdiğimden dönüşte ayak uydurmakta çok zorlandım.ihsaniye’den döner dönmez kaslarım tamamen boşaldı,pedal çeviremedim,bir şekilde beynimin tepkilerini algılamadı bacaklarım.’bitmek’ kelimesinin anlamını şimdi öğrenmiş gibiyim.kaç gün merdiven inemem çıkamam diye düşünürken bu ağrıyla uyumama imkan yok.
küçük defterimden word’e aktarırken birşeyleri aynen kaydetmedim bilgisayara..Şimdi buraya güneşin öğleye doğru dayanılmaz olduğunu,oturduğum yerden kalkmak istemediğimi yazacaktım.Bir yerde yolculuğun anlamsızlaştığını,yeterince pedal çevirdiğimi,zaten moral olarak biraz daha gitmeye motive olamayacak kadar kötü durumda olduğumu.siz de güzel bir bisiklet yolculuğunu değil,işkenceye dönüşen bir yolculuğu okuyacaktınız..şimdi düşünüyorum da,güzeldi.yazının ortaları ne kadar değişen duygularla,ani kararlarla doluysa da,sonunda elime geçen “bütün bir gün” hepsine değiyormuş meğer..
“bir gün daha bitti,gitti..değeri bilinmemiş diğerlerinin arasına” demiyorum bugün..Murat Adanç’ın bu yazısını okuyalı beş sene olmuş.O zaman okuduğumda bütün hayatım boşa geçirmişim gibi gelmişti.Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim şimdi hatırlayınca,yaş 20 olacak yakında.hey hey”
Tamamen unuttuğum bir anıya ait bu yazıyı haftasonu kabakça’da anıt gibi çalışır durumda sakladığım eski 386dx’imi karıştırırken diğer onlarcasıyla beraber buldum Word95′in içinde.O zamanlardaki e-grubumuza göndermek için yazmış,diskete kaydedip internet cafe’den göndermeye fırsat bulamamış,veya vazgeçmiş olmalıyım..Sekiz sene öncesindeki ben’in zamanı nasıl harcayacağını bilmediği kocaman bir tatili,bugünki mantığımla neden önemsediğimi anlamadığım staj dosyası telaşı,ikisiyle bugün hiç bir şekilde bir araya gelmeyi istemeyeceğim,yollarımızın çoktan ayrıldığı bazı çocukluk arkadaşları(vedat hala en yakınımda olan insan,çoğunuz aşinadır zaten bu isme),yazı yazıldığı zamanlar tatilde olduğu anlaşılan,çok da uzun sürmese de hala iyi hatırladığımı farkettiğim bir kız arkadaşı,halen sağlam olan çaprazları gibi,şimdi okuyunca pek olmamış gibi gelen yazı dili gibi “günlük hayatını” oluşturan şeyleri bile şimdi okuduğumda başka bir zamana aitmiş gibi geliyor..O zaman bile herşeyin ne kadar çabuk geçip gittiğini düşünüyorken,şu an aynı tanım hakkında birşeyler söylemek bile çok zor.
not:Birşeyler karalamaya başlamamı sağlayan insanların en önemlisi olan Murat Adanç’ın o yazısının üstünden tam 12 yıl geçmiş.96 veya 2001′deki zamanlarımı ne kadar özlüyorsam,bugünlerimi de o kadar özleyeceğim,eminim.Fena bir 25 yıl değildi,bakalım yolda neler var.