“happiness only real when shared.”
  • gold fıstık ezmesi =(

    Merve Sarıahmet, 20 January 2009, Tuesday

    Hatırlar mısınız bilmiyorum ama ben küçükken Gold marka yer fıstığı ezmesi vardı, ne  “Şokella” adı altında toplanan sürelebilir çikolatalardaydı gözüm, ne de bal kaymakta. Ben kaşık kaşık bundan yerdim, ekmeğe sürünce de süper olurdu. ( Hayali serotonin hormonu yukarı doğru pike yapıyor şu an.) Ortaokulda lakabım bile ” Fıstık Ezmesi” ydi benim…

    Benim derdim şudur ki ; artık neden hiçbir yerde bu fıstık ezmesinden yok yaaaa =( Aylardır aramaktan canım çıktı ama yok yok yok : ‘ (  Gören, bilen, kokusunu alan var mıdır acep?

    Ayrıca zararlı gıda üreticilerinden bir kaç adet isteğim daha olacak :

    1) Ruffles Ketçaplı’ nın büyük boyunu çıkartın lütfen, yetmeyor yani o küçücük paket bana! 

    2) M&M’ s’ i bulamıyorum ben artık nedense hiçbir yerde,  İzmir’ in bile altını üstüne getirdim yok yani bu da, lütfen geri gelsin yer fıstıklı M&M’ s ler de!

    3) Son olarak nedir benim sizden çektiğim yahu zararlı gıda üreticileri! Milka Silver’ ı (Çilekli Beyaz Çikolata) niye kaldırdınız piyasadan?? Ama mail attım Milka’ ya 15 dk önce, versinler yeniden bu ürünü piyasaya yoksa kaçırırım Milka ineğini ulan!

    He evet ben bu arada verdiğim bütün kiloları geri aldım =P

    Etiket(ler): ,
    Kategori(ler): Öylesine
  • Migren Prens’ im beni terk etmiş meğersem :O

    Merve Sarıahmet, 26 August 2008, Tuesday

         Ergenlik yıllarımda tanıştığım  ilk sevgilimdir. Ve de en sadığı… Ne başka bir orta beyinle aldattı beni ne de bir kere olsun sırtını dönüp “Ben buralarda tutunamıyorum artık , senin orta beyninde ben mutlu değilim :( ” deyip çekip gitti. Bense ilk başlarda onun kadar sadık olamadım ona, hemen parasetamollerin kollarına atıp onlarda derman bulmaya çalıştım. Ama ne fayda, onun aşkının büyüklüğünü göremeyip aciz analjeziklerden medet ummam hep “Eden bulur” hesabı onun acı intikamı ile son buldu, beni aşkını kabul etmeye zorlama tekniği katlana katlana beynimde yankılandı. (ZzZonkk efekti deterjanların üzerine yapıştırılan promosyon Cif hesabı yanında verdiğimiz hediyemizdir.)

         Üniversite yıllarımın başında artık ilişkimize kimsenin girmesini istemediğini iyice idrak etmiştim ve aşkımızı herkeslerden uzak karanlığa bürüdüğüm odamın sert yataklarında yaşamaya başlamıştım. Ama her zaman sadık bir sevgili olmakla övünen ben, bu acı veren ilişki de arada da olsa enjeksiyonlar ile aldatmıştım sevgilimi … İntikamı hep çok acı olmuştur ama.

         Ama çok uzun zamandır haber alamıyorum artık ondan, en son ki görüşmemizi bile hatırlayamaz oldum… Ne zamandı ki, açlıkla boğuşan midemin guruldamalarında mı , bir sigara dumanının grisinde mi yoksa şen kahkahalar attığım arkadaş sohbetlerinde mi olmuştu son buluşmamız? Nereye gittin sevgili Migren’ im, tam da Nietzsche’ yle sevgilisi migreni kıskanırken, tamam işte bizim de onlar gibi olmalı ilişkimiz, Nietzsche’ nin doğum sancıları gibi benim de doğum sancılarım olmalı sevgilim beynimde derken… Biliyorum bir zamanlar gelmeni hiç istemezdim, kapıyı çaldığında hangi analjezik kıyafetlerimi giymeliyim hangisi bana daha çok yakışır diye telaşlanır en sonunda hiçbirini giyemez çırılçıplak uzanırdım yatağıma… Özledim gel, eksiğim sensiz tamamlanamıyorum …

    Etiket(ler):
    Kategori(ler): Haber, Öylesine
  • Sadakatsiz aşk olmaz

    Merve Sarıahmet, 19 August 2008, Tuesday

    Gittim ama nasıl gittim
    Sokak köpekleri gibiydim
    Senin bunu anlaman zor
    Ah canım ne kadar da iyiydin

    Sadakatsiz sevda olmaz be güzelim
    Müptelası olmuşuz biz bu düzenin
    Boş yere ah edipte günaha girme
    Ben kendimi memnuniyetle üzerim

    Çoktan bozuldu temiz kalpler alemde
    Bildiklerin yanıltıyor seni (yine) yavrum
    İncitildi,  kırıldı,  aldatıldı aşk
    Bu yüzdendir matemi (isyanı) ayrılanların

    Sanma içim sızlamadı
    Sanma yüzüm kızarmadı
    Pişmanım, perişanım
    Derler ya, ciğerim yandı

    Levent Yüksel

  • Sonsuzluk’ a “evet!”

    Merve Sarıahmet, 16 August 2008, Saturday

    “İnsan ölünce tüm eşyalarıyla ölmeli” dedi Farmina Daza ;

    Sürekli bir olasılık olmayan, aksine anlık bir gerçeklik olan ölüm geldiğinde,evet, göç edenin o tüm cansız eşyaları da, kokusu sinmiş pijamaları da ölmeli ivedilikle…

    Ölüm sonsuzlukla evliliğimizdir demiş Mevlana, girmeli gerdeğe bitmeyen o an ile tüm o cansız eşyalar da …

    Kategori(ler): Öylesine
  • “Hala seni sevebilecek kadar gencim, ama unutamayacak kadar da yaşlı…” ~ “El amor en los tiempos del cólera”

    Merve Sarıahmet, 16 July 2008, Wednesday

    1. seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için
    seviyorum.

    2. hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara lâyık olan kişi ise seni ağlatmaz.

    3. sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.

    4. gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.

    5. birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiçbir
    zaman ulaşamayacağını bilmektir.

    6. hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.

    7. tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.

    8. zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.

    9. belki de tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.

    10. “bitti” diye üzülme, “yaşandı” diye sevin.

    11. her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.

    12. birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.

    13. kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.

    “yaşanan her şeyin bir sebebi vardir” ….

    GABRIEL GARCIA MARQUEZ

    Kategori(ler): Öylesine
  • Ersin Karabulut ve “Sandık içi”

    Merve Sarıahmet, 21 June 2008, Saturday

    \"Sandık içi\"Üniversite yıllarımda çok nadir alırdım Penguen, onun köşesini de pek okumazdım. Karanlık gelirdi bana nedense çizimi ya da detaylara çok önem verdiği için olsa gerek biraz da karışık … Baştan sonra okuduğum olmamıştır hiç  “Sandık içi” ni . İki hafta önceydi sanırım, iyi olarak etiketlendirdiğim çizerlerin Penguen’ den ayrılarak kurdukları Uykusuz dergisini aldım. Baktım Ersin de orada, köşesinde bir şey dikkatimi çekti. Kendisini bir mağazadan t-shirt alırken çizmiş,  t-shirtünün önünde “27″ baskısı var. =) 27 sayısının benim için önemini, gizemini burada anlatmıştım. Böylece ilk kez baştan sonra kadar okudum köşesini. Beğendim, hem de çok. Daha önceden karanlık ve karışık olarak nitelendirdiğim o çizgiler birden çok samimi ve harika gözüktü gözüme, anlattığı hikaye çok içten geldi ne de olsa herkesin hakkında kurduğu ve artık klişe olan bir cümle var ki ” Ersin aynı bizi anlatıyor yaww”. Bu hafta yine aldım Uykusuz, ve ilk onun köşesini okudum. Çok güldüm bu haftaki “Sandık içi” ne çünkü gerçekten aynı şeyleri ben de yapmıştım :D Böyle oldu Ersin Karabulut ve sandığının içindekiler ile tanışmam, biraz geç kalmış bir buluşma oldu bana göre keşke en başından beri takip edebilseydim. Ama şu anda hayatıma güzellik katan küçük ama önemli şeylerden birisi, dün de bunları anlattığım bir mail attım kendisine. Harika bir iş çıkartıyor ve daha da iyilerini yapacağına inancım sonsuz. Başarılar Ersin…

  • “…ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…”

    Merve Sarıahmet, 16 June 2008, Monday

    “bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. hani ağzınla kuş tutsan “bu kuşun kanadı neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. bu mahkemede
    hafifletici sebepler yoktur. iyi halin cezanda indirim sağlamaz.sen, “ama senin için şunu yaptım” derken o, “şunu yapmadın” diye cevap verecektir.ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

    üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “peki o ne yaptı” deme. herkes kendinden sorumludur aşkta.

    sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? hayatı ıskalama lüksün yok senin.onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “acılara tutunarak” yaşamayı öğreneli çok oldu. hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki….

    epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.yine içeceksin rakını balığın yanında.üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası….
    sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir.yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. elbet bitecek güneşe hasret günler. ve o
    zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…”

    NAZIM HİKMET RAN

  • Yaşa sen!

    Merve Sarıahmet, 11 June 2008, Wednesday

    Her şeye boşver, dolu dolu yaşa.
    Madem ki bir aşkın var, ne güzel, tadını çıkar.

    Sanki ayıp bir şeymiş de utanıyormuşsun gibi
    yazmışsın bana.

    Her şeye boşver ve aşkı yaşa.
    İlle de büyük aşk olması gerekmez;
    yaşanan her aşk büyüktür, yeter ki tadını çıkarmasını bil.

    Çok büyük umutlar bağlama, yarını hiç düşünmeden,
    günü gününe sev, sevginin tadını çıkar.
    Sevgide geleceği düşünürsen aşkı, bombok edersin. Sakın haaa.
    Sonsuz, monsuz diye karşındakinin başını yeme.

    Her şeye boşver öylesine sev ki,
    sevdiğini bile umursama, salt kendin için sev,
    bencilce yaşa aşkı, bütün maddesiyle.

    Yaşamdan elinde kala kala salt yaşadığın
    sevgiler kalır sonunda, ne şu, ne de bu.

    Bütün onlar, aşkı yaşamak için gerekli olan
    Ne yazık ki gerekli olan gereklerdir.

    Aslolan aşktır yaşamda.

    Dolu dolu, dolu dizgin, zilzurna, saniye saniye
    aşkı yaşayarak sev.

    İki yıl, üç yıl sürecek diye umutlanıp enayilik etme
    İster sürer, ister sürmez, Sen o anı yaşa yeter ki.

    Yitirdiğin zaman yaşadıklarını kazanmış olacaksın
    Sonunda elbet yitireceksin, ama yitireceğini hiç
    düşünme; çünkü aynı zamanda kazanmışsındır da.

    Anılar kazanıyorsun daha ne
    İç o zaman, sarhoş ol.

    Yüce şeyler düşünme severken,
    sevgiyi berbat edersin; çünkü sevginin
    kendisinden daha yüce bir şey olamaz.

    Aferin sana seviyorsan, seviliyorsan.

    Sakın kuşkulara kapılma.
    Karşındakini didikleme, yiyip bitirme.

    Türk gelenekleri, görenekleri öyle,
    Sakın bu aptallığı yapma.

    Severken yirmi yıl sonrasını değil,

    yirmi dakika sonrasını bile düşünme,
    sevinin içine edersin.

    An an yaşa, derin derin hem de,
    Afferin sana.

    Çok sevindim. İşe güce boşver.
    Artık sana ne Surnameyi,
    ne de başka şeyi soruyorum.

    Keyfince yaşa, sevv… sevildikçe sev,
    sevilmeyince de tastamam boşver ve
    o zaman o güzelim yalnızlığına sarıl.

    O yalnızlık ki, bütün sevgilerden daha güzeldir
    ve sonunda onun koynuna girmek için
    kendi kollarımızla kendimizi sararız.

    O zaman da hiç üzülmeyeceksin.
    Çünkü nasıl olsa, sığınacak bir yalnızlığımız var
    günün birinde anamız bile bizi bırakır gider
    ama o yalnızlığımız, biz yaşadıkça bizi hiç bırakmaz.

    Severken bunları düşünme, lütfen yarınsız sev….

    Hadi, sevgiyle öperim.
    Yaşa sen….

    Aziz Nesin

  • 27

    Merve Sarıahmet, 8 June 2008, Sunday

    Yedi ve yirmiyedi… ne oldu da “hayatımın rakam ve sayısı bu ikisi! ” diye etiketlendirdim bunları bilmiyorum. Fakat ben de çok fena takıntı oldukları kesin … Onlardan bahsetmediğim, onları görmek için oraya buraya bakınmadığım bir gün yok mesela. Eğer gündüz vardiyasında çalışıyorsam servise bindiğim ilk andan itibaren başlar, 7 yi fazla aramam çünkü görülmesi bulunması daha kolaydır onun, ha bu arada onun rengi sarıdır. Ben de bütün rakam ve sayıların bir rengi vardır,çocukluğumdan beri herkese sormuşumdur, “zihninde bir rakamları falan canlandırsana, hangi renkler?” diye. Herkes renksiz der, ben anlamam. Nasıl oluyor renksiz yahu, renkli de sen göremiyosun bence. Nedir efendim 1 beyazdır mesela, 2 kırmızı, 3 mavidir, 4 kahverengi iken 5 siyah olmuştur zihnimde. 6 karışıktır nedense, ebruli gibi. 7 sarıdır. 8 yeşil, 9 siyahtır. 5 ile neden aynı rengi paylaştıkları konusunda bir fikrim yok maalesef. 10 da beyazdır. Çift haneli ve üstü sayılarda onları oluşturan rakamların kombinasyonudur. Evet duyar gibiyim, 27 nin sarı kırmızı olduğunu hemencecik anladınız. Bence siz de bi yoklayın zihninizi, renksiz kalmasın o güzelim rakamlar sayılar… Nerde kalmıştık, servise binmiştim evet sabah. Yola çıktığım gibi ilk bakılacak yer arabaların plakalarıdır, bazı günler hiç 27 görmem moralim bozulur benim, bazı günler oo bir sürü görürüm güle oynaya girerim iş yerinde gişelerden. İçeri personelimden önce girerim, hemen masanın üstündeki kapsül tartımlarının terazi çıktılarına bakarım. Biz her yarım saatte bir üretilen kapsüllerden 10 tanesini tartarız, e haliyle terazi çıktısında saat-dakika-saniye üçlüsü görülür. Ben işte o tartımların hepsini gözden geçiririm, acaba personelim 27. saniyeyi yakalamış mı diye. Yakalayan personelim varsa, ben onu daha çok severim. Bazen kontrol ederken bizim çocuklara yakalanırım, onlar rahatsız olurlar bu durumdan. Zannederler ki yanlış bir tartım aldılar onu kontrol ediyorum. “Merve Hanım, bir sorun mu var? ” derler. Ben yookk canımm kaç adet tartım almışız onu sayıyorum derim, nasıl söyleyeyim şimdi 27. saniyeyi yakaladınız mı onu tarıyorum diye! Bazen sağolsun çocuklar 17:27:27 de tartım almayı başarırlar, o zaman değmeyin keyfime ohh o günüm benim süper geçer. Sonra bilgisayardayken saate bakarım hep, 27. dakikada saate bakmış olmayı dilerim. Tuttururum da, artık 27 ye karşı sensör gibi oldum sanırım. İşte böyle, hep 27′ yle geçer benim günüm, onu en çok gördüğüm günler mükemmel geçer, onu göremessem eğer asılır benim suratım. Aa bir de ben şey yaparım, önüme gelen herşeyi sayarım. Eğer 27 çıkarsa dileğim kabul olcak derim, olur da bak. Valla…

(Haziran '08) — Bize bu güzel ortamı verdiği için, evrenin tek yaratıcısı Wordpress'e, bakarken orgazm olduğumuz bu temayı tasarladığı için de Berker Peksağ'a binlerce kere secde etmeyi görev biliriz. Amin.