Ölmeden önce yapılacaklar listemden iki maddeyi daha eksiltmek üzereyim. Biri, İnönü’de Beşiktaş maçı izlemekti, Fenerbahçe derbisini yeni açıkta izledim. Kaybettik ama hayatımın en güzel 90 dakikasıydı. Diğeriyse tek başıma sinemaya gitmek. Bu akşam Iron Maiden‘ın Flight 666 filmini izleyerek bir maddeye daha tik atacağım. Yine bir taşla iki kuş vuruyorum, şanslı olduğum ender anlardan biri ehueha.
İki konu hakkında da bol bol yazacağım, şimdilik tarihe not düşmekle yetinelim.
uzun süredir hasta olmamıştım(3 sene falan). tam bir kışı daha atlattım derken 2 gündür feci bir baş-boğaz ağrısı ve bol sümüklü burunla geziniyorum. kafayı koysam bi’ 10 gün kalkamam herhalde.
murphy yasalarına yeni bir madde olarak eklenir mi bilmiyorum(henüz lobilere başlamadım) ama ne zaman üretkenliğimin zirvesinde olsam mutlaka kafadan 10 gün yataktan çıkamayacak kadar hasta oluyorum. bu sefer kararlıyım ama normal uyku ihtiyacı haricinde yatağa girmek yok.
ha bu arada, biraz egomu tatmin edeyim gençler. 2008′in bu zamanları lise dönemi hariç(of ne salaktım lan o aralar) hayatımın en depresif dönemini yaşıyordum. bir yıl sonra 2009′da hayal ettiğim pek çok şeyi gerçekleştirmiş ve tam potansiyelimi kullanmaya başladığımda daha da iyisini yapabileceğimin bilincindeyim. bu yaz dönemi özellikle önemli olacak benim için. of biraz daha yazarsam boşalıcam lan!
yazıma burada son verirkene, sizi Joe Satriani babayla başbaşa bırakıyorum gençler:
ya, yazıyı gönderdikten sonra farketim ki 31. yazımı yazmışım. misyonumu tamamlamış oluyorum böylece. dembudemdir benim için bitmiştir, daha da gelmem.
Bir kaleyi düşürmenin en kolay yolu onu içten fetetmektir. Maalesef bu bilginin canlı şahidi oldum bu hafta. Yazının devamını okumak için tıklayın »
bazı insanlar için hayal dünyası, gerçek dünyadan daha önemlidir. böyle düşünmek hayatı çok zorlaştırsa da, bu iki dünya arasında sürekli gider gelirler. çünkü hayallerin gerçek, gerçeklerin ise yalan olmadığını kimse onlara ispatlayamaz.
a matter of life and death albümüne başta nasıl önyargıyla yaklaşıp dinledikçe hayran kaldığıma(2006 çıkışlı olduğu da gözönünde bulundurulmalı) başka bir yazıda değineceğim. ama önce, önce the legacy hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.
her epik maiden şaheseri gibi(tabii paschendale hariç) the legacy’nin de arkasında steve harris var. a matter of life and death albümünün konseptine uygun olarak; savaşın anlamsızlığını, bir ulusu acımasızca savaşa sokan “yukarıdakilerin”, masum insanları barış yalanıyla(kulağa pek yabancı gelmiyor değil mi?) nasıl da ölüme gönderdiğini insanın yüzüne tokat gibi vurarak anlatıyor steve babamız.
Aslında yazacak çok şey olsa da sözü Steve babamıza bırakmak gerek: İngilizce | Türkçe
kimse bilmez neden böylesin diye
kimse sormaz neden sustun niye
niye döndün sırtını herkese
ne olacak senin bu halin böyle
geçmez günler unut kendini
bu hayat zor var mı çaresi
boşver gitsin rüzgarlar essin
sana da bütün insanlar gibi
günlerin kötü geçiyor
umudun yok soranın yok
sorunun çok isteğin yok
gelenin yok yorgunsun çok
karışık kafan unut her şeyi
sorgulama boşalt içini
uyan artık geriye bakma
hayat kısa durma orda
geçmez günler unut kendini
bu hayat zor var mı çaresi
zaman aksın hızına bakma
seni dinlemez nasıl olsa
bırak aksın seni de götürsün
hepsi hepsi hayat nasıl olsa
doğan güneş seni çağırır
gidemezsin ayakların bağlıdır
bilemezsin yarın ne olur
göremezsin gözlerin kapanır
çözemezsin sorunlarını
öylece kalırsın
geçmez günler unut kendini
bu hayat zor var mı çaresi
zaman aksın hızına bakma
seni dinlemez nasıl olsa
bırak aksın seni de götürsün
hepsi hepsi hayat nasıl olsa