Senelerce merak edildi Coca Cola’nın formülü. İnsanlar kola istiyorum dediklerinde akıllarına ne pepsi, ne cola turka, ne rc nede le’cola akla gelir. Bütün rakipleri arasında damakta en fazla iz bırakarak zihinlere ve alışveriş listesinin başına yerleşmişti Coca Cola. Özellikle gençler arasında popülaritesini kaybedeceğine hiç ihtimal vermiyorum. Senelerce daha marketlerin buzdolaplarının en ön raflarını ona ayırdılar.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Pire berber iken, deve tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken ve bugüne kadarki en korkunç süper kahraman hikayesinin girişini yapmışken, karlı bir İstanbul akşamında esir halde bir evde kapalı tutulan Turna hanımın bu yalnızlığını paylaşan tek canlı: düzenli olarak yem verdiği kargası Karakanat’tı. Karakanat ile birlikte düşen kar tanelerini hüzünle izliyorlardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın »
Geçen akşam ofiste içip dünyayı kurtarırken konu dönüp dolaşıp Kızılderililere, oradan da Kızılderili Astrolojisi’ne kadar geldi. Alkolün de verdiği yavşaklıkla, kazık kadar adamlar bilgisayar başına geçip hangi burç olduğumuza ve anlamlarına baktık. Burç muhabbetlerine ayar olan biz, liseli kızlar gibi Kızılderili burcu muhabbeti yapıyoruz şimdi. Sonumuz hayrola. Hürriyet bozdu beni.
The X-Files hayranlarına yabancı gelmeyecektir Deep Throat karakteri. Genel amacı yavşaklık olsa da pek boş konuşmayan bir adamdı. En önemli ve son kelimeleri, “Trust no one” idi, en azından benim için.
İlk bakışta arabesk gelse de hiç de haksız değil abimiz. İnsanlar, gardını düşürdüğün anda zaman kaybetmeden bel altından vurmaya başlarlar. Hatta çoğu bunu istemsizce yapar. İnsanoğlunun doğasında var çünkü bu.
Ara ara “lan acaba çok mu abartıyorum?” dediğim anda, uykusunda bekleyen o döngü tekrar aktif hale geçip, kaçınılmaz sona doğru yuvarlamaya başlıyor beni. Sona geldiğimde de genelde kendime kızıp, aynı hatayı tekrar yapmamak için söz veriyorum, bir sonraki döngünün başlangıcına kadar.
Murathan Mungan yazmış.
Sonsuza dek süren
Bilardo ve bilardo ve bilardolarını oynayan
Milyarlarca ve milyarlarca ve milyarlarca
Parçacığın popüler adı olmalı, Doğa.Piet Hein
(River Out of Eden, Richard Dawkins)
Adamın biri çok mutsuzmuş. Hiç bir fıkra, espri, herhangi komik bir şey onu asla güldürmüyormuş. Bu durum artık iyice canını sıkmaya başlamış ve bir gün doktora gitmeye karar vermiş. doktora gidip derdini anlatmış. Adamı dinleyen doktor,bir dizi testlere tabi tutmuş..sonuçlar eline ulaştığında,adamın hiçbir hastalığı olmadığını anlamış.bu işten bir şey anlamadığını söyleyen doktor,adamı başka bir doktora göndermiş…
ne yazık ki orada da derdine çare bulamayan adam,duyduğu bütün doktorları dolaşmış…sonuçlar hep aynı çıkmış…gittiği bütün doktorlar bir rahatsızlığı olmadığını ve bir şey yapamayacaklarını söylüyormuş…
böylece uzun bir zaman geçmiş…gülmeyi beceremeyen adam,çaresiz kalmış..sonunda ilk gittiği doktora tekrar gitmeye karar vermiş…tekrar geldiğini ve bu derdine bir çare bulmasını istemiş…doktor ona;fiziksel bir rahatsızlığı olmadığını bu işi psikolojik olarak çözme yoluna gitmeleri gerektiğini söylemiş….-senden öncede böyle hastalara denk geldim…benim işimde çok yorucu ,çok stresli,ama ben bunun çaresini buldum..demiş devam etmiş; -her yıl bu mevsimde meydana bir sirk kuruluyor,o sirkte akşamları bir palyaço çıkıyor….muhteşem bir şey ne kadar stresli,sinirli olursam olayım o palyaçoyu izlerken gülmekten karnım ağrıyor…bütün sinirimi unutup mutlu bir şekilde evime gidiyorum demiş…
sana bir tavsiyem var,gel beni dinle bu akşam sende o palyaçoyu izlemeye git,bak göreceksin yıllardır gülememenin acısını çıkarıp çok güleceksin demiş…Gülemeyen adam cevap vermiş;-doktor bey ! O PALYAÇO BENİM !..
Malum yılbaşı arifesindeyiz. Açıkcası içimde heycandan çok genel olarak olumsuz geçen 2009′dan kurtulma isteği var sadece. Yeni bir yıl yeni bir yaş, yeni fırsatlar, yeni umutlar, yeni hayaller demek. Bir şekilde umutların tazelenmesi gibi. Bu kadar toz pembe bir tabloyu mutlaka soldurmak isteyecek insanlar çıkacak emin olun. Hatta yakınlarınızda bu kişiler, hayır hayır kötü niyetli değiller ama sanırsam toz pembe görüntüden hoşlanmıyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın »
Bizde Can’lar kıymetlidir. İsteklerde önceklikler onun ne istediği ile alakalıdır. Bir bakarsınız onun isteği sonucunda kendini kazdağlarında bulursun, bir bakarsın düşmeden önce yalpalayan bir motorsikletin arkasında, bazende yapacak birşey yok diyip bitmesini beklersin rakı kadehinin miğdede durmayacak da olsa. Can’ın keyfi üzerine hayal kurarsın arka planda şarkı çalarken “canlısı nasıl olur” diye gene onun keyfidir seni aksi istikamete götüren. Lıkır lıkır içilen biralardan sonra kader ortaklarını korkutur Can’ın keyfi. Bazen tutamazsın o’nu, bunalır içine atar içine atar ve burasına kadar geldi bir anda bir yanardağ gibi patlar, iyi değildir onun bilinçaltında olumsuz şeyleri biriktirmek sonra düşünürsün kara kara “acaba?” diye. Can’ın çektiği balık ekmeği yedirmediler diye 3 gün laf sokarsın mesela, yada Can’ına kuvvet diyip iki kişiyi taşırsın Can’ına güvenerek. O’nun keyfinden tanırlar seni henüz ikinci gidişinde Çiçek Pasajında, Can’ına olan özlem ile sorarlar: “nerelerdesin sen abi?”. Boğazda kahvaltı hayali kurar Can, masasına tam oturmak üzereyken kala kalır öylece. Hafif kavruk esmer tenli kardeş yönlendirir börekçi bu tarafta diye. Dudak üzerinde kalan pudinktir Can, kalakalırsın duyduğunda hönk diye. Doğum günün kutlu olsun kardeşim, kare as’ımın kupa’sı
Dikkat et kendine kıymetlidir Can’ımız, Can’ına sağlık, Can’ımız sağolsun ^_^
Bundan yaklaşık bir on, oniki sene önceydi. Tarlamda bulunan ben büyüklüğünde ki böcekler için yeni bir öneri olarak girmişti hayatıma. Bu böcekler hayatı o kadar zor hale getirmişti ki tarlaya ekilen mahsuller daha tohum aşamasında çürüyüp gidiyorlardı. Onu işlememe tam performans ile kullanmama engel olan bu böcekler için pekçok başarısız çözümden sonra tanıştım tarlamın tarihini değiştirecek kurtarıcı ile.